top of page

Yapay zekâ çağında “dijital görücü usulü”

  • Yazarın fotoğrafı: Esra OBUT
    Esra OBUT
  • 18 saat önce
  • 3 dakikada okunur


Zehra Öney ve Çiçek Çizmecinin sunduğu Tech On Air’in Şebnem Burcuoğlu’nu konuk ettiği Dijital Aşk ve İlişki Çıkmazı bölümünde karşıma çıkan en düşündürücü konulardan biri “AI blind date” oldu.


Şebnem Hanım, bu yeni tanışma modelini oldukça yerinde bir ifadeyle “dijital görücü usulü” olarak tanımlıyor.


Geleneksel görücü usulünde iki kişiyi tanıyan aileler veya yakın çevreler, birbirlerine uygun olabileceklerini düşünerek onları bir araya getirirdi. Dijital görücü usulünde ise bu aracılık görevini insanlardan yapay zekâya devretmeye hazırlanıyoruz.

Tanışmak kolaylaştı, ilişki kurmak zorlaştı


Bugün yeni insanlarla karşılaşmak geçmişe kıyasla çok daha kolay.

Kadınların ve erkeklerin eğitim, çalışma ve sosyal yaşam içinde daha fazla bir araya gelmesi tanışma alanlarını genişletti. İş yerleri, üniversiteler, seyahatler, etkinlikler ve ortak arkadaş çevreleri farklı hayatların kesişmesini mümkün kılıyor. Sosyal medya ve arkadaşlık uygulamaları ise fiziksel çevremizin dışındaki binlerce insana ulaşmamızı sağlıyor.

Teorik olarak ilişki kurmak için hiçbir dönemde bu kadar fazla seçeneğimiz olmamıştı.

Fakat insanlarla karşılaşabilmek ile biriyle gerçekten ilişki kurabilmek aynı şey değil.

Günümüzde tanışmak kolaylaşırken bir ilişkiye başlamak daha zor hâle geliyor. Sürekli yeni bir seçeneğe ulaşabilme ihtimali, karşımızdaki kişiyi tanımaya zaman ayırmak yerine sonraki profile geçmeyi kolaylaştırıyor. İnsanlar aynı anda daha fazla kişiyle temas kurabiliyor. Buna rağmen daha az kişiye gerçekten yaklaşabiliyor.

Mesajlaşmalar uzuyor, buluşmalar erteleniyor ve ghosting sıradanlaşıyor. Her profilin arkasında daha uygun birinin bulunabileceği düşüncesi, mevcut kişiye yönelik merakı ve sabrı azaltabiliyor. Sonuçta seçenek artıyor, fakat ilişkiye dönüşen karşılaşmalar aynı ölçüde artmıyor.


Algoritmadan ilişki aracısına

Bugüne kadar arkadaşlık uygulamalarındaki yapay zekâyı çoğunlukla arka planda çalışan bir eşleştirme algoritması olarak düşündük. Sistem profilleri sıralıyor ve kimleri görme ihtimalimizin daha yüksek olacağına karar veriyordu.

Şimdi ise başka bir aşamaya geçiyoruz.


Yapay zekâ yalnızca adayları önümüze getirmeyecek. Bizi tanıyacak, ilişki beklentilerimizi öğrenecek, adayları değerlendirecek ve karşı tarafın yapay zekâ temsilcisiyle bizim adımıza bir ön görüşme yapabilecek.


Bumble’ın kurucusu ve CEO’su Whitney Wolfe Herd’ün tarif ettiği gelecekte herkesin bir tür “YZ flört danışmanı” olabilir. Bu danışman, yüzlerce profille tek tek konuşmak yerine diğer insanların YZ temsilcileriyle iletişim kuracak. Ardından bize şunu söyleyebilecek:

“Bu şehirde gerçekten tanışman gereken üç kişi var.”


Bu sistem henüz Bumble’da bütünüyle uygulanmış bir özellik değil. Şimdilik şirketin açıkladığı bir gelecek vizyonu. Ancak arkadaşlık uygulamalarının ilerlediği yön giderek belirginleşiyor.

Facebook Dating, “Meet Cute” özelliğiyle kullanıcıyı sürekli profil kaydırma sürecinden çıkararak haftada bir kişiyi doğrudan öneriyor. Hinge ise karşıdaki kişinin profilinden hareketle ilk konuşmayı başlatabilecek konular sunuyor. Mesajı yine insan yazıyor, fakat konuşmanın eşiğine kadar ona yapay zekâ eşlik ediyor.


Arkadaşlık uygulamalarının temel sorusu da böylece değişiyor.


Eskiden, “Bu kişilerden hangisini beğeniyorsun?” diye soruyorlardı.

Şimdi ise, “Seni yeterince tanırsam kiminle görüşmen gerektiğine senin adına karar verebilir miyim?” diye soruyorlar.


Yapay zekâ neyi çözmeye çalışıyor?


AI blind date modeli, ilişki kurmanın kendisinden önce oluşan zihinsel ve duygusal yükü azaltmayı vaat ediyor.


İnsanları yüzlerce profili incelemekten, aynı konuşmaları tekrar tekrar başlatmaktan ve uyumsuz olabilecek kişilerle uzun süre mesajlaşmaktan kurtarabilir. Fiziksel görünüşe birkaç saniyede verilen kararların yanına değerler, yaşam biçimi, iletişim tarzı ve ilişki niyeti gibi daha derin ölçütler ekleyebilir.


Belki de bizi kendi seçim alışkanlıklarımızın dışındaki biriyle tanıştırabilir. Bu açıdan dijital görücü usulü, geçmişte yakın çevrenin üstlendiği bir işlevi yeniden kuruyor. Ancak önemli bir fark var. Aileler ve arkadaşlar bizi ortak yaşantılar üzerinden tanıyordu. Yapay zekâ ise paylaştığımız bilgilerden, davranışlarımızdan ve dijital izlerimizden oluşturduğu bir temsil üzerinden tanıyor. Bu nedenle mesele yalnızca yapay zekânın doğru kişiyi bulup bulamayacağı değil. Bizi hangi veriler üzerinden tanımladığı ve “uygun insan” kararını hangi ölçütlere göre verdiği de önemli.


Bizi mi temsil edecek, ideal hâlimizi mi?

Yapay zekâ söylediklerimizden bir uyumluluk modeli çıkarabilir. Fakat çekimi, beden dilini, birlikte oluşan sessizliği ve zaman içinde kurulan güveni önceden hesaplayamaz.

Bir insanın bizi beklemediğimiz biçimde değiştirme ihtimali de mevcut tercihlerimizden kolayca çıkarılamaz. Çünkü insanlar her zaman daha önce seçtiklerine benzeyen kişilere âşık olmazlar.


Üstelik bizi temsil eden YZ ne kadar kusursuz olursa, ilk buluşmada karşımızdaki kişi gerçekte kiminle tanışacaktır?

Bizimle mi yoksa verilerimizden üretilmiş, daha düzenli, daha uyumlu ve daha kolay anlatılabilir versiyonumuzla mı?


Yeni ilişki kurma biçimi

Belki yapay zekâ çağında yeni ilişki kurma biçimi, insanı süreçten çıkarmak olmayacak. Yapay zekâ yalnızca insana ulaşmadan önceki kalabalığı azaltacak.

YZ yüzlerce olasılık arasından üç kişiyi seçebilir. İlk konuşma için bir kapı açabilir. Hatta buluşmayı planlayabilir.


Fakat o buluşmada kalmak, karşımızdaki insanın çelişkilerine alan açmak ve belirsizliğe rağmen ilişkiyi sürdürmeyi seçmek hâlâ bize ait olacak.

Çünkü kimin bize uygun olduğunu hesaplamak ile kimin yanında başka birine dönüşebileceğimizi hissetmek aynı şey değil.

Belki de aşkın algoritmaya en zor teslim edilecek tarafı tam olarak burada bulunuyor.


Tanışmayı teknoloji kolaylaştırabilir. İlişkiyi ise hâlâ iki insan kurmak zorunda.




 
 
 

Yorumlar


İletişim 

  • LinkedIn
  • Instagram

Bir mesaj gönderin.

bottom of page